Patron Kim ve Ne İstiyor?

Bu hafta yazımı “patronlara” ayırdım.

bossBireysel başarıdan daha çok, organize başarının, sürdürülebilirliğin önemli olduğu bir çağda yaşıyoruz. Her alanda, iş amaçları için birlikte çalışma çok önem kazanmış durumda.

İşletme dilinde bireysel başarının simgesi “Patron”. İş hayatımız “sıfırdan başlayan” , “küçücük atölyeden-dükkândan dev şirketlere” dönüşen başarı hikâyeleri ile dolu.

Sözlükte Patron için “kurum sermayesinin çoğunu elinde bulunduran kişi” yazıyor. Esas görevi de “kurumun aktiflerinin geliştirilmesini” temin etmekmiş. Artık aktif sadece bilanço büyüklüğü değil elbet. Marka değeri, entelektüel sermaye, insan , iş kültürü gibi kavramlarla desteklenen “işletmenin soyut değeri” bilançodan yer almıyor olsa da bilanço kalemlerinden daha önemli.

Patron tanımı, “bilimsel yöntemlerden uzak, içgüdüsel biçimde, pratik zeka ve bu alandaki yetenekleri sayesinde başarıya ulaşan kişiler” olarak detaylandırılıyor. Yani başarı kesin ve var. Ama Patron tipi başarıların yöntemleri tartışmalı.

Yönetim bilimi derinleştikçe veya işletme ömürleri patron ömrünü aşmaya başlayınca ortaya yeni kimlikler çıkmaya başlıyor.

Şirketler kendi varlıklarını sürdürmek için “insandan bağımsız olma” refleksini göstermek zorunda. Yoksa şirketi o güne kadar getiren şey ne ise , o ortadan kalktığında şirket de ortadan kalkıyor. Bknz : Ülkemizde Şirket Ömürleri

Her ne kadar bugünün yönetim akımları “patron” şirketlerini beğenmese de, patron kavramı ( içinde bulundurduğu beceriler ve “başarılı patronlar” ) bence bugünün yönetim kimliklerinin temelini ( yönetici, lider , patron , CEO vs )  oluşturuyor.

Eskiden çok çalışan patronlarımız vardı, artık akıllı çalışan büyük şirketlerimiz, CEO’larımız ve şekil değiştirmiş patronlarımız var. Rahmetli Sakıp SABANCI’yı başarının sırrını anlatırken çenesini uzata uzata “ÇALIŞMAK , ÇALIŞMAAAAK , ÇALIŞMAAAAAK , Gardaşım” derken anımsıyorum.”

Klasik patronlar şirketle özdeşleşirken, global ve kendi ömründen bağımsız düşünen patronlar şirketlerinden “vazgeçmeyi”seviyor. Patronluktan yatırımcıya dönüşmüşler. Enerjilerini “yatırım” için harcıyorlar. Vazgeçmeyi öğrenmişler.

Onlar bu dönüşümü yaşarken içinden çıktıkları ve vazgeçtikleri şirketlerin başına da CEO’lar iş başına geliyor.

Bugünlerde keyifle çalıştığım projelerden birinde “Patron” bir öğlen yemeğinde güzel bir laf etti. Diyor ki “İnsan tüm hayatını adadığı işinden elde ettiği değeri fiktif olmaktan çıkarıp realize etmeli.” Yani “acaba satsam mı” diyor? Yapacak başka bir iş bulursa satacak. Çünkü bu tip patronlar çalışmadan duramıyor. Mutlaka işle ilgilenmeli. Çünkü orada, yani işinde mutlu.

Başka biri ise sektöründe kendi ilklerini yapmış olsa da “bir dünya devini” gezip gördüğü için yeni bir 5 yıllık bir stratejik plan hazırlama yolunda. Belki ömründen uzun hayalleri var ama bu tip patronlarda olduğu gibi kendisini heyecanlandıran bir “vizyonu” var. Para kazanmasa da ( yeterince kazanmış zaten ) olur ama mutlaka o vizyonun peşinden koşması ve başarması lazım. Çünkü başarınca mutlu.

Biraz kişilik , biraz sektör , biraz hırslar , biraz vizyon hepsi var belki. Ama benim takıldığım konu bugünlerde “mutluluk”

Bana göre ise insan ömrü sınırlı. İnsan hiçbir şeyin esiri olmamalı. Bu, işi yada o işten elde ettiği egoları bile olsa. Eğer iş seni mutsuz ediyorsa ( farkında bile olmayabilirsin ) oturup ciddi ciddi düşünmekte fayda var.

Bunun için de sanırım önce kafada işimizle, kişiliğimizi birbirinden ayırmak gerek.

12. Sanayi Kongresinde Vasatlıkla Yüzleşme Panelinde ADELL Armatür ve Vana Fabrikasının Sahibi ( kendini böyle tanıtıyor – şirket ile özdeşleşmeye güzel örnek ) Sayın Recep Ali TOPÇU , konuşmacılardan İshak ALATON’a bir soru soruyor.

Soru :  87 yaşında olmanıza rağmen bu zindeliği nasıl yakalıyorsunuz? Vasatlığı nasıl aşıyorsunuz ? Gündelik yaşantınızda nelere dikkat ediyorsunuz? Nelerle besleniyorsunuz? ( Bunu sormasa iyiymiş )

Ve bir de ikinci kuşağı yetişmesi hakkında ( işte süreklilik endişesi )  nelere dikkat ediyorsunuz?

Cevap : İshak Bey Yanıtlıyor.

Bakın bu mutluluğun ve enerjinin gerisinde, sorumluluklarından arınma arayışı var. Bakın tekrar ediyorum: Sorumluluklarından arınma, özgürleşme arayışı var. Önce lüzumlu adam oldum, kitap öyle dedi; sonra lüzumsuz adam oldum. Hayat boyu hep yüklendiğim sorumlulukları yerine getirdikten sonra, insanları eğittikten sonra, eğittiğim insanların en az benim kadar iyi performans gösterdiklerine inandıktan sonra, onları yükümlü kılıp, “al bayrağı sen götür, ben başka işlere yöneleceğim” deyişim var. Altmış beş yaşımda, yani tam 23 yıl önce Üzeyir GARİH ortağıma bunu söylediğim zaman, gece uyuyamamış adam. Sabah, “sen ciddi olamazsın” dedi. Ben de dedim ki, “ben lüzumsuz adam olmak istiyorum, ben sorumluluğumu profesyonellere ve yeni kuşağa, ikinci gelen oğlum, kızım ve diğerlerine devrederek, başka yollara, beni daha çok cezbeden yollara gideceğim.”

İshak bey uzun uzun anlatmış ama cevap bence kısa ve net: Ne istiyorum? Bunun İçin Nelerden Vazgeçebilirim?

Peki patron vazgeçtiği zaman süreklilik nasıl sağlanacak? Herhalde bu işi başarı ile yapmış bir sürü patron vazgeçmeden önce vazgeçmeyi “planlamış”. İshak Bey’de zaten 65 yaşında vazgeçmiş. Bu planlamanın parametreleri ise insan yetiştirmek, sistem kurmak ve güvenmek.

Gerçekten zor ve zahmetli bir süreç.

Ben Patron , CEO , Yönetici , Lider kavramlarını kişilerden bağımsız düşünemiyorum. Çünkü örnekler çok şey anlatıyor. Başarının yolu daha önce birçok defa yüründü. Hem de bu ülkede.

İşte bir girişimci : Ali SABANCI , Ali Bey, Gülden YILMAZ’ı (Koton) beğeniyor ve Hüsnü ÖZYEĞİN’ i  örnek alıyormuş. Hüsnü Bey’den başarısızlık hikayelerini ve başarısız olmayı buradan dinleyin.

Güçlü bir patron imajına sahip Ahmet ZORLU Denizbank satışını burada anlatıyor.

Hamdi Akın TAV’ı neden ve kime satmış burada. Satıştan sonra Fransızlarla çalışmaya devam eden TAV CEO’su Sani ŞENER ne diyor burada.

Türkiyenin ilk CEO’su Hazım KANTARCI ise burada.

Şimdi de soralım.

Patron kim, girişimci kim, yatırımcı kim?

Siz kimsiniz?

Ben mi? Ben yine büyüklerimden öğrendiğim ve çok beğendiğim bir kurtarıcı söz ile veda edeyim.

“Büyüklerimizin izindeyiz”

 

Yorum bırakın

*

Sonraki MakaleEn Büyük Rakibin Sensin!