Değer Vermek Üzerine


İnsanoğlu garip canlı vesselam. Sorunları geleceğe taşımak ve karmaşıklaştırmak konusunda üzerine yok. Her şey düşünmekten oluyor herhalde , zaten düşünmek de ehil olmadığımız konulardan biri olduğu için gelsin kaos , gitsin karmaşa.

Kendi yarattığımız sorunları çözmek konusunda da çok becerikli olduğumuz söylenemez. Halbuki eğitim hayatımız boyunca binlerce problemi çözmüş, yetmemiş üzerine problem çözme tekniklerini bilumum ( kendi hayatında problem çözemeyen ) uzmanlardan dinlemişiz. Ne hikmetse, başkasının problemini çözmek konusunda sergilediğimiz uzmanlık ,  tarafı olduğumuz problemleri çözmek konusunda ortadan kayboluyor.

Benim bildiğim en iyi yöntem, denklemlerin çözümünde x’ e değer vermek. Problem çözerken x’e değer vermeyi bilen insan oğlu , öznesi insan olan problemleri İnsan’ a değer vermeden çözmeye çalışıyor. Garip mi? Değil.

Peki x’e nasıl değer verileceğini biliyorsun da insana nasıl değer vereceksin. Günde 3 defa onu sevdiğini ve-veya değer verdiğini söyle mesela, bu değer vermek olur mu?

Bilenler bilir, bu aralar bilişsel faaliyetlerimi, gönül terazimde tartmakla meşgulüm. Bir yerlerde yanlış yaptığımı düşündüğüm için kendimi hesaba çekiyorum. ADLER’ de Sevgili Ayla Hocam ve Yücel Hocam, her şeyden biraz bilen Ben’in röntgenini çok güzel çekti.  Kendimden bile saklamayı başardığım eksikliklerim gün yüzünde. İnsanı anlamak ve değer vermek üzerine daha çok yol almam lazım. Merak etmeyin çıktığım bu yolda sizleri de yanımda götürüyorum. Bu sebeple kağıdı kalemi hazırlayın reçeteyi veriyorum. Bu kıyağımı da herhalde unutmaz , yüzünüzde hafif bir tebessümle bana destek olursunuz. İki anahtar kelime : Taktir etmek ve dinlemek. Yazdın mı? Hah tamam.

Beni Sevme Kardeşim , Bana Değer Ver…

değervermekEtrafımdaki birçok insan “Beni Görün” diye yalvarıyor. Gittiğin müşteride kapıdaki görevli , sabah çayını önüne koyan insan , sürekli seni ve sorunlarını dinlemekten sıkışmış arkadaşın , en son ne zaman hangi derdini dinlediğini hatırlamadığın eşin ,  tabletten kafanı kaldırmanı bekleyen çocuğun.

Görmek için güzel bir yol “takdir etmek”. 3 şekilde taktir edebilirsin mesela. Sahip olduğunu, davranışlarını ya da öz benliğini.

“Ne güzel bir araban var” ile sahip olduğunu, “işini çok güzel yapıyorsun, sana imreniyorum” ile davranışlarını, “hayata karşı duruşunu ve karakterini takdir ediyorum” ile  öz benliğini görmek mümkün. Tabi ki en değerlisi benlik ile ilgili olanlar.

Bugün insanlar “görülmek” ve  “değer görmek” için tüm güçleri ile “sahip” olmaya çalışıyor. Sahip olduklarını taktir ettiğimiz sürece biz de aynı çarkın insanlarıyız.

İnsan görünür olduğunda ve taktir edildiğinde, çabalarının karşılığını almış , bir yere ait olmuş , tamamlanmış oluyor.

Hayatımda beni sevdiğini söyleyen çok insan var , benim de sevdiğimi söylediğim. Bence “seviyorum” demenin en somut hali “değer vermek” Değer vermenin güzel bir yolu da “dinlemek”.

Bir insan eğer derdini anlatmıyorsa karşısında ona “bence” demeden , “yargılamadan” kendisini koşulsuz dinleyen  birilerinin olmadığındandır belki.

Sözle dinlemekten bahsetmiyorum. İsterse konuşmasın. Bir doktor edasıyla stetoskopu o fark etmeden gönlüne koymaktan bahsediyorum. Sonra derin derin nefes alıp sadece susabilir mesela. Önemli değil , sen duyarsın onu. Duymak istiyorsan tabi.

Geçen gün, telefon konuşmalarımızı değerlendirdiğimiz bir sırada anneme sordum : “Anne telefon konuşulan bir aygıt mı? yoksa karşındakini dinlediğin bir aygıt mı?” Annem gülümsedi ve dedi ki : Konuşulan!

Dinlemediğin bir insanı nasıl tanırsın ki? Sahip olduklarına bakarak mı? Mesela hoşuna giden bir şey yapmak istedin, nasıl yaparsın?

Neyse kendi sorgulamalarımı size dayatmayayım şimdi. Bolca yargı içeren bir yazı yazdım yine. Ama yargılarımın çoğu kendime. Size bir şey yok , gerçekten gönülden söylüyorum.

Değer verilmeden problem çözülmeyen bu  dünyada, bu yazının mirası, iki kelime olsun. Taktir etmek ve dinlemek. Sonrası sizin. Kendinize bir kahve alın , şunu dinleyin. Siz kimsiniz aslında , bana yazın…

Seviyorum dediğimiz insanları “Neden ve Nasıl Seveceğimizi” düşünmeden “değer görme” peşinde koşan , elimizdeki kıymetlerden bir haber insanlar olduğumuz gerçeğini bir başka yazıya bıraktım.

 

Birliktelikler

Sabun köpüğü muhabbetlere kurban edilemeyecek kadar önemli büyük bir konu bu birliktelik meselesi. Neden mi? Çünkü insanlar, geniş gönüller ile dar hayatlar yaşıyor. Kötü giden bir birliktelik diğerlerini zorluyor.  Çünkü hiç kaçamadığımız bir şey. Mutlaka biriyle, bir şeyle, birileriyle birliktesin.

Bazen bir notebook ile, bazen bir bira şişesi ile, bazen sade kahve ile, bazen bir iş arkadaşı ile, bazen sıkıldığın bir arkadaş ile. Geçmişte, şimdiki zamanda, gelecekte hep birlikteyiz. Okumaya devam…

Kolaylaştırıcı Liderlik – Enabler Olmak

2000’li yıllarda sosyal organizasyonlarda çok daha fazla ve daha heyecanlı vakit geçiriyordum. Gençliğin verdiği enerji işte. Ancak o yıllarda öğrendiklerim , gözlemlerim yeni yeni kafaya oturuyor , yada daha bir anlam kazanıyor diyelim. O yıllarda, ben gibi heyecanı yüksek arkadaşları BUGİDER ( Bursa Genç Girişimciler ve Yöneticiler Derneği ) çatısı altına toplayan bir avuç vizyoner adam vardı , bu adamların başında da değerli hocam Memiş YILMAM.

iBir gün, gençliğin verdiği ukalalıkla ( tamam tamam bir kısmı gençlikten kaynaklanmıyor olabilir… )  Memiş Hocama sordum. “Hocam siz bu sosyal işlere, gençlere neden bu kadar zaman ayırıyorsunuz? Bu işten bir çıkarınız , beklentiniz var mı?” diye. Şimdi bile içim ürperiyor, ama hoca olgun bir adam , bize rağmen bize emek etmeye devam ediyor. Dedi ki : “Oğlum benim attığım her adım zenginlik yaratır, sana tavsiyem sen de böyle olmaya çalış”
O zamanlar ağaçları görmekle meşgul olduğum için ormandan bahseden cümlelerle pek aram yoktu , ama hocamın kişiliği sayesinde cümleleri içimize işlemiş. Bu sayede geçenlerde Martı Dergisinde Fütürist Ufuk TARHAN tarafından yayınlanan bir makale konu hakkında beni yeniden düşündürdü.

Okumaya devam…

Yıl Biterken , Yeni Yıl Bildirisi

Benim için gerçekten yoğun bir Aralık ayı oldu.

elvis_presleyTüm yılın işi bir aya mı birikti? Bilmiyorum, artık çok da önemli değil. Nasıl olsa önümüzde koca bir yıl ve bir umut dağı var. Hiç ölmeyecekmişiz gibi plan yapmaya, umutlar yeşertmeye, hırslar geliştirmeye devam edebiliriz.

Aramızdan bazılarının planları boşa çıkacak. Bazılarımız 2015 hedeflerini gerçekleştiremeyecek. Beceriksiz oldukları için değil elbet, belki koşullar elvermeyecek, belki planı yanlış yapacağız, belki de plan yapmak yanlış olacak.

Belki de oyundan alınırız. Belki o yıl bu yıldır. Allah’ım belki de ben!
Nasıl gergin bir paragraf oldu değil mi? Kendimizi ölümsüz düşünmeden yaşayamıyoruz çünkü. Hâlbuki ölümlüyüz. Bir yıllık bir planlama yapmaya cüret etmeden önce ölümlü olduğumuzu hatırlamanın faydası olur mu acaba?

Okumaya devam…